Kış Sıçmıkları

  
...
   Hayatı hep geleceği düşünmekle geçti, herkes gibi...Tercih etmediği durumlarla karşılaştı, yine herkes gibi...Abartmanın bi anlamı yok yani.
  Yapılması gereken şey çoğu zaman bellidir aslında. İşimize gelmez. Onun da gelmiyordu işte. Sıçmık bir yaklaşım yaptı, ve...öhööm höhöhöm... Yapılması gereken şey belliydi aslında: Tüm olumsuzlukları bir kenara bırakıp, çakıl taşlarının arasından zümrüt çıkarmak.( Noluyo lan?) Bunun bilincinde olup yapabilen az insan var. O da bunun için çabalıyordu. (Çabalıyordu, çünkü işine gelmiyordu, dedik ya...) Her defasında 'Hadi, şimdi başlıyoruz!', 'İşte bu sefer olacaık!', 'Bak kızım, sinirlendiğinde bu cümleyi hatırla.', 'Üzüldüğünde bu şarkıyı dinle!', 'Aldırma, senin annen böyle, bunu kabul et, yoluna devam et.' ve 'Hay sıçayım böyle işe!' diye sonlanan günler...
   Yeniden yenilenme süresi...Yoruluyordu tabi.Hergün yeniden kabuk değiştirmek zordu. Yapabileceğinden şüphe duymuyordu(!) 'En  azından elimden geleni yapıyorum.' demek için çok geçti artık.https://eksisozluk.com/deri-degistirme--81321

   Hayatı değişik sürelerle değişik şehirlerde geçti. Şehirlerde kısa süre yaşamayı tercih ediyordu aslında. Bir yerde fazla kalırsa eğer, bu onun için felaketti. Bu hatayı yaptı, başına gelmeyen kalmadı...
  Başka bir şehirdeydi bu sefer. Başka sokaklar, başka kediler, başka insanlarla başka içkiler....'Başkalaşma'yı da ihmal etmiyordu, yanılmadınız.
   Ankara... İnsanı ağır yapar. Geldiğin anda üstüne at binmiş gibi hissedersin. Sokakları gezdikçe ağırlaşır, ağırlaştıkça yere yapışırsın. Başka türlü sever, hiç kavuşamazsın. Hiçbir sevdiğin Ankara'da kalmaz. O yüzden Ankara'da aşık olmak zordur. Giderler çünkü. Dene bak bir gün, kesin gider adını duymadığın yerlere. Çok tuhaf. Buranın böyle bir saçmalığı vardır. Sanki boşuna uğraşırsın. Kaybolamazsın, kaybolursan yetişemezsin. Yetişemezsen de ölür gidersin. 'Ölçülü ol.'(Sokrates) sözü Ankara'nın alnındadır.
    İstanbul insanı Avrupalı(!) yapar. Felekten bir şehir çalarsın sanki! Burada her şeyi yapmak mübahtır sanki. Ankara'nın aksine, yasaklar gün yüzüne çıkmaz. İki kıtayı sanki köprü değil, sen tutarsın. Bacaklarını boğazın iki yakasına ayırırsın. Köprü sen olursun, sen de İstanbul. 'Aşırıya kaçma!'( Solon Yasaları) İstanbul'un kulağında boncuktur.
   Antalya'da kendini tanırsın. Çünkü bin tane milletten adam vardır orda. O ne, bu ne, bu kim, hi! danke! diyene kadar, kafan karışır, bir gün Kesik Minare'nin önünde kendinle selamlaşırsın. Doğa seni içine çeker, Ankara'nın aksine... Sen Antalya'yı bıraksan da, denizin dalgaları vurur ayak bileklerine, her seferinde. Seni de kendine benzetir gafil! Özgürlük! dersin huzurca, 'Kendini bil!', der o da bağıra bağıra. 'γνῶθι σεαυτόν!' (Sokrates Yun.'Kendini Bil!)' yazıtlara çok yakışır burada.

   Çay ve börek. Biraz sakinleştirdi.


  Seçim yaptıran şeytan sevgi-vicdan kullanmıştı. Bu fedakarlığı zehir gibi yaşamak hiç hoş olmazdı. Sadece biraz yardıma ihtiyacı vardı...

 

 


0 yorum:

Yorum Gönder

 

LET'S MUSIC!

Meet The Author