Bir adam var... Epeydir. Huysuz mu huysuz, ağır mı ağır...
Değil...
Gözleri yorgun bakıyor. Griye dönmeye başladığı zamanları bilmem ama, hiç bir saniyesini kaçırmamalı. Ağızından çıkan her kelimeyi kaybetmeye çalışmak o kadar üzücü, fazlasıyla gurur verici.
Ama başka şeyler var.
Hissedilen.
Açıklaması ne kadar güç. Üf!
Ben küçükken... Evet, gerçekten çok küçükken, ağlardım durduk yere. Uyumak için girdiğim yatakta bir sağa dönerdim, olmazdı. Bir sola dönerdim, olurdu. Duvara bakarken daha rahat düşünülürdü hep. Çok sevdiğim insanları kaybettiğim günü düşünüp ağlardım. Halbuki yan odada mışıl mışıl uyurdu onlar. Ya bir gün olur da...? diye. Ölümsüz olmadığımızı keşfettiğim zamanlardı.
Sonra ağladım işte. 'Kızım!' dedim, ' Sana müstahak! Düşünürsen böyle boktan şeyler, başına gelir işte! Adam ol, Edwırdınla* oyun oynama.'
Bu duruma son verdim. Bir daha da düşünmedim.
Edwırdınnın mesajlarla ilgili bi sıkıntısı olduğu belli. Şuursuzca gönderiyor. Yer, zaman, kişi tanımadan... Öyle bir anını yakalıyor ki, tam anlamıyla 'dumur' oluyorsun.
Peki bu huysuz adamın benim Edwırdınla olan ilişkimin arasında ne işi var? Yardıma mı geldi, yoksa mesaj olan o mu? Neden yıllar önce yaşadığım o duyguyu tekrarlattı?
Binlerce kişiye el sallayıp uzaklaşmışken, neden bu gri gözlü huysuz adamda içim -aynı duyguyla- acıdı?
'Her şey dün gibi aklımda. 1951'de, şehrin ortasında havuza atlardık.'
'Herkes bu kadar yalnızken, neden herkes bu kadar yalnız?' Bir köpeğe verilen mama bir insanı kaç yıl mutlu edebilir?
Peki...
Üst kattayız. Yüzlerce kitap. İnanılmaz bir oda. Huzur ruhunda bir anda. Sanki orası bu siyah köre göre değil. Orda başka bir dünyaya geçiş ancak kitaplarla olabilir. Masasına dokunmak...Çalıştığı kitaplara... Kalabalık masa. Uzun, perdesiz penceresinde dağ manzarası. Tek tek inceliyorum. Telaşlıyım. Ya bir daha göremezsem? 'Sus be kızım!'
'Detaylı bakıyorum her şeye, ya bir daha göremezsem diye.'
Şarap kokulu ağızlar konuşuyor.
'Niye öyle diyorsun kızım? Umudunu asla kaybetme...'
...
1999
'N'apıyorsun kızım?'
'Ders çalışıyorum baba.'
'Aferin benim kızıma...'
Ruhum okşandı. Kalbim yerinden nasıl çıkmadı, bilmiyorum. Duymuş olmalı bizim huysuz adam.
Her ritmin bir anlamı var. Anlamlı yaşıyorsan anlarsın ne demek istediklerini.
Onunlayken gurur var, özgüven, güven var, umut var, mutluluk ve huzur var, zaman yok.
' Tiyatrocu kızım...'
'Avukat kızım...'
Teras kat... Rüyalardaki gibi...
Ölümsüzlük onda. Bu iksir O.
Mümkün olmayacak kişilerle o teras katta yaşıyorsun. yanlış verilmiş kararlar hayallerin tam ortasına ok gibi çakılıyor. Devam etmekte zorlanıyorsun.
Hayal kurmak için yatağa 1 saat önceden gittiğiniz oluyor muydu? Ben hep 10:00 da uyudum anne, 09:00'da değil.
Sanıyorum bugün de öyle olacak.
Bembeyaz gelinlikle beni sen teslim etsen huysuz adam?
Geçtik.
Gidiş.
Tek kelime:
Bittim.
2000 - Başkent Üniversitesi Hastanesi
Arabaya binilir. Arka koltuğa oturulur. Kapıya kadar geçirir kahraman. Daha fazla gelemez. Sen de arabadan dışarı çıkamazsın. İşkence!
El sallarsın!
Nefret ettim!
Bunu yaşamak istemiyordum artık ve hep hep hep bunu yapıyordum. Karın boşluğuma vurup kendimi bayıltmak istiyordum o anlarda.
2012 8 Aralık 22:15
Arabaya binndim.
Arkama baktım.
Paltosu.
Gri gözlü.
El salladım. 'Karın boşluğuma vurmak istiyorum.' 12 yıl sonra ilk defa.
Asla aynı değil, mümkün değil.
Ama çok yakın. Dehşet verici benzer.
Hayatım bana ait olduğu sürece, hep seni mutlu görmek için çalışacağım. Eğer - olurda - hayallerimden birine kavuşursam, seni en iyi şekilde temsil edeceğime yemin ederim. Hayatımın sonuna kadar da seni hep anlatacağım. Tıpkı babam gibi, sen de hiç ölmeyeceksin bende.
Hocam...İlham kaynağım..
Prof. Dr. Sencer ŞAHİN.
Haftaya bahçe temizliğinde görüşürüz huysuz(!) hocam. :)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 yorum:
Yorum Gönder